PROTESTOLAR GÖLGESİNDE G20 LİDERLER ZİRVESİNİN ARDINDAN

PROTESTOLAR GÖLGESİNDE G20 LİDERLER ZİRVESİNİN ARDINDAN

Dünya nüfusunun % 60’ını

Küresel Ürünün %85’ini

Uluslararası Ticaretin %75’ini

Küresel Yatırımların %80’sini

 

kontrol eden en zengin 20 ülkenin liderleri  “adil ve sürdürebilir gelişme” için görüş birliği sağlamak amacıyla 30 Kasım – 01 Aralık tarihleri arasında Buenos Aires ’de toplandı.  Görüş birliğinin tüm toplumun katılımıyla oluşacağı anlayışıyla paydaşlar da tartışmalara dahil edildi. Toplantılara yaklaşık 15.000 kişi katıldı.

Toplantının öncelikli gündem maddelerini “İşin geleceği”, “Sürdürülebilir Gelişme için Altyapı Projeleri” ve “Sürdürülebilir Gıda Politikaları” oluşturdu.

Dönüştürücü teknolojik gelişmelerin yeni ve iyi işler ve daha iyi yaşam standardı için fırsat yarattığı, teknolojik dönüşümün yararlarından herkesin pay alması için uluslararası işbirliği gerektiğinden söz edildi.  Gelişen teknolojilerin teşvik edilmesi ve yenilikçi dijital iş modellerinin benimsenmesi önerildi.

“İşin geleceği” başlığı altında insan onuruna yakışır işin teşvik edilmesi, mesleki eğitim ve mevcut becerilerin iyileştirilmesi dahil becerilerin geliştirilmesi, dijital iş alanları dahil olmak üzere bu konulara ilişkin sosyal diyaloğun geliştirilmesi ve özet olarak tüm istihdam biçimlerinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi yönünde çalışılacağı vurgulandı.  Ayrıca resmi/kurallı çalıştırma biçimlerinin teşvik edilmesi ve sosyal güvence sistemlerinin daha güçlü hale getirilmesi konularına vurgu yapıldı.  Temsil edilmeyen işgücünün de temsil edilmesinin teşvik edileceği de belirtildi.

Büyüme ve kalkınma için teknolojinin kullanılması, geçiş dönemlerinde çalışanlara destek verilmesi, bölüşüm farklılıklarına dikkat çekilmesi, sürdürebilir vergi politikalarının tesisi için ülke koşullarının göz önüne alınacağına dikkat çekildi.

Altyapı yatırımları ekonomik zenginlik, sürdürebilir kalkınma ve kapsayıcı büyümenin anahtar itici gücü olarak değerlendirilmiştir ve altyapıya daha fazla özel sermayenin çekilmesi önerilmektedir.

Açlık ve kötü beslenmenin önüne geçebilmek için gıda emniyetinin temin edilmesinin ve sürdürülebilir toprak ve su politikalarının uygulanması vurgulanmış iklim değişikliklerinin tarım üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesine yönelik olarak kamu ve özel sektör arasında işbirliği yapılaması gerektiğine dikkat çekilmiştir.

Adil ve sürdürülebilir bir kalkınmada toplumsal cinsiyet eşitliği ve büyük göç dalgalarının nedenlerine ortaklaşa dikkat çekilmesi ve artan “insani” ihtiyaçlara ortaklaşa cevap verilmesi de ele alınan konular arasındaydı.

Ayrıca toplantıya ticaret savaşları bağlamında damgasını vuran bir gelişme ABD’nin 1994 yılında uygulamaya konulan Kanada ve Meksika ile ticaretine ilişkin Nafta anlaşmasını güncellemesi oldu.  Nafta yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir ticaret hacmini kapsıyor.   Ancak daha önce Meksika’da köylüler NAFTA’nın uluslararası gıda şirketlerinin çıkarlarını ön planda tuttuğunu söyleyerek tarımın anlaşma dışında bırakılması talebiyle gösteriler düzenlemişlerdi.  NAFTA,  ülkedeki küçük ölçekli üreticilere zarar verdiği, Meksika’yı hammadde ihracatçısı ve işlenmiş ürün ithalatçısı haline getirdiği için tarım örgütleri tarafından protesto ediliyor.  2002’ye kadar olan süreçte ABD yatırımları yarım milyon imalat işi yaratırken, tarım sektöründe 1,3 milyon işçi işlerini kaybetmişti.

ABD Başkanı ise NAFTA’nın kötü bir anlaşma olduğunu, yerine geçecek USMCA’nın işçiler için en gelişmiş korumaları içerdiğini ve tüm zamanların en “modern güncel ve dengeli” ticaret anlaşması olduğunu iddia etti. Anlaşmanın ABD’li çiftçilerin Meksika ve Kanada’ya buğday, kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri ihraç etmelerine yardımcı olacağını belirtti.

Önceki anlaşmada olduğu gibi serbest piyasa ilkesine aykırı olarak işçilerin sınırlararası serbest dolaşımına izin vermeyen USMCA da şirketlerin ucuz ücretli emek sömürüsünü sürdürecek.  USMCA ticaret kısıtlamalarının tümünü kaldırmadığı gibi emeğin serbest hareketini de kısıtlıyor.

Diğer yanda, Toplantı Arjantinli işçilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasal partilerin ülkedeki ekonomik krizi (vergi kesintileri ve borçlanma), devlet başkanının politikalarını ve G20 Liderler Zirvesi için yapılan harcamaları (40 milyon $) protestolarıyla başlamıştı.

Daha da önemlisi Fransa’da ulaşım sektöründe çalışanların ve özellikle işe gidiş gelişlerde otomobil kullanımı yüksek olan dar gelirli kesimlerin akaryakıt vergilerinin arttırılmasına ilişkin yasa tasarısına karşı 17 Kasım’da başlattıkları protestolar (sarı yelekliler)  zirve sırasında yaygınlaşarak hız kazandı. Hükümetin 2019 yılı boyunca akaryakıt vergilerine artış uygulamayacağını açıklamasına rağmen protestolar geniş kesimlere yansıyarak sürdü.  Halkın çoğunluğunun protestocuları desteklediği öne sürülüyor.

İlk gösterilerin buz dağının görünen kısmı olduğu ortaya çıktı.  Fransa’da 9 milyon kişinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı ve sermaye sahipleriyle düşük ücretli işçiler, giderek yoksullaşan emekliler arasındaki gelir farkının çok fazla olduğu belirtiliyor.  Yaygınlaşan gösterilerin esasen kesimler arası gelir farklılıklarına karşı bir protestonun başlangıcı olduğu ve orta-alt sınıf, düşük gelirli işçiler, işsizler, emekliler ve nihayet eğitim haklarını arayan liselilerin taleplerini yansıtmaktadır.

İlk gösterilerin akabinde 1 Ocak’tan itibaren yürürlüğe girecek olan akaryakıta yapılan zammın geri alınacağı bildirildi.  Ancak sorun bununla sınırlı olmadığı için gösteriler büyüyerek sürdü ve asgari ücretin arttırılması, fazla mesaiden vergi alınmaması, tüm çalışanlara yılsonu ikramiyesi verilmesi gibi kazanımlar elde edildi.

Protestolara katılanların Fransa’da alışagelmişin aksine herhangi bir sendika, parti ya da sivil toplum örgütünün yönlendirmesinden bağımsız olarak ortaya çıkması, siyasi yönelim ve sınıfsal temel olarak heterojen bir kitle olmaları dikkat çekti.  Hatta göstericilerin bu süreç zarfında kazandıkları deneyimlerle yerel komiteler oluşturarak “tabandan” bir organizasyon içine girmeye başladıkları gözlemlendi.

Ancak daha sonra halkın taleplerine sahip çıkan sendikalar (CGT, FO ve Solidaire) ülke genelinde grev ve gösteriler düzenledi.

Dahası benzer gösteriler Avrupa sathına yayıldı ve Almanya, Hollanda ve özellikle Belçika’da halk benzer taleplerle sokağa çıktı ve çıkmaya devam ediyorlar.  Bu yaygınlaşmayla talep yelpazesi genişledi ve göçmen karşıtlığına kadar uzandı.

Son günlerde Avrupa’nın yanı sıra Güney Amerika’da ve Kuzey Afrika’da da yüzbinlerce insan neo-liberal politikaların yarattığı sıkıntı ve yoksulluğa karşı gösteriler düzenlediler.

Gelir dağılımındaki eşitsizlik, işsizlik, çevre sorunları, iklim değişikliği, göçler, mülteci akınları ve dijitalleşmenin getirdiği tehditler, önümüzde olan sorunlar, tam da G20 zirvesinin ele aldığı sorunlardı.