8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ “KADIN HAKLARI İÇİN MÜCADELE” GÜNÜ OLMAYA DEVAM EDİYOR

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ “KADIN HAKLARI İÇİN MÜCADELE” GÜNÜ OLMAYA DEVAM EDİYOR

Kadınlar, evde-sokakta-işyerinde maruz kaldıkları toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve şiddete karşı ayakta. Hem dünya gerçeği hem de ülkemizin gerçeği kadının gerek aile yaşamında gerekse kamusal alanda erkek kadar yer bulmadığını ve eşitlik için hak arayış sürecinde de şiddete maruz kaldığını göstermektedir.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonunun bir raporu Hindistan’da ailelerin erkek bebeklerin tedavisine daha meyilli olduklarını, kız bebeklere göre daha fazla hastaneye götürdüklerini ortaya çıkardı.

Tüm dünyadaki kadınların en az %35’nin fiziksel yada cinsel şiddete maruz kalmış, yaklaşık % 50’si de çalışma yaşamında istenmeyen davranışlar ve yaklaşımlar ve diğer cinsel taciz biçimleriyle karşılaşmışlardır.  Kadın ve erkek arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinin bir göstergesi olarak cinsiyet temelli şiddet çalışma yaşamında da en yaygın ve gittikçe artan insan hakları ihlallerinden biri olarak süregelmektedir.

8 Mart yaklaşırken Avrupa ülkelerinde sokakları dolduran her kesimden kadınlar, onlarca sendika ve sivil toplum örgütleri emekçi kadınların,

  • Yarı zamanlı
  • Güvencesiz
  • Yükselme şansı olmayan

İşlerde çalışmak zorunda bırakıldıklarını,

  • Ücret eşitsizliği
  • İş alma
  • Mesleki yükselme
  • Çalışma saatleri

Ve diğer çalışma koşullarında kadınların eşit haklara sahip olmaları için mücadeleyi sürdüreceklerini söylediler.  Bu konularda yasaların etkin olmadığını belirterek somut adımlar atılmasını talep ettiler.

Toplumsal yargının kadınlara biçtiği rol kadınların bazı işyerlerinden dışlanmalarını veya belirli mesleklerde yoğunlaşmalarını getirir.  Kadınlar çalışma hayatının “tali ve tabi” aktörleri gibidirler.  Sendikalarda dahi bu konuma oturtulurlar. Sendikalarda var olan anlayış ve gelenekler kadına biçilen “annelik-kadınlık” rolünü kolaylıkla benimsemiştir. Onlar için kadının esas sorunu ev-iş çatışmasının getirdiği sorunlardır ve kadınlar gerçek birer emekçi olarak görülmez –  orada da “tali ve tabidirler”. Sonuç: sendikalarda kadınların üyelik oranlarının düşüklüğü, sendika güç ve yönetim yapılarından dışlanmışlık ve sendika faaliyetlerine katılmamadır.

 

Özellikle emekçi kadınların maruz kaldığı şiddetin vahametini dikkate alan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), üye sendikaların da desteğiyle, çalışma yaşamında karşılaşılan toplumsal-cinsiyete dayalı her türlü şiddet biçimiyle mücadele amacıyla ILO’dan yeni bir Uluslararası Çalışma Sözleşmesinin yürürlüğe konulmasını talep etmiştir.  Konu sendikalar işverenler ve hükümet arasında ilk kez bu yıl Mayıs ayında yapılacak olan Uluslararası Çalışma Konferansı gündeminde tartışılacaktır. Bu tartışma, her şeyden önce bize “işyeri şiddeti” nin tanımı konusunda tarafların kabul edecekleri uluslararası geçerli bir karar sağlayacaktır.

Ayrıca, tüm dünyada taşımacılık sektöründe çalışan kadınların şiddete yüksek oranda maruz kaldıklarını dikkate alan Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu (ITF) da ITUC’dan taşımacılık sektöründeki sendikaların kadına karşı şiddete son verilmesi yönündeki çalışmalarına güç verecek kuvvetli bir yasal düzenleme yapılmasını talep etmektedir.

Ülkemize bakacak olursak, Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporuna göre ülkemizde yaşayan kadınların yaşamları boyunca cinsiyete dayalı fiziksel şiddete maruz kalma oranı %42, ruhsal şiddete maruz kalma oranı ise %44 görünüyor.  Farklı ücret uygulamasına tabi tutulan veya ücretleri elinden alınan kadınların oranı da %40 görünüyor.

Türkiye Gazeteciler Sendikasının 221 kadın gazeteciyle Şubat ayında yapmış olduğu ankete göre, katılanlardan her 10 kadından 6’sı cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldığını, %55’i eşit iş yapan erkek çalışanlara göre daha düşük ücret aldığını, % 47’si iş hayatında cinsiyeti nedeniyle en az bir kez şiddete maruz kaldığını, şiddetin türüne ilişkin soruyu yanıtlayanlardan %60’ı ise psikolojik şiddete ve mobbinge maruz kaldığını ifade etmiştir.  En çok, yöneticilerin şiddet uyguladığı belirtilmiştir.  Şiddetin duyurulmasına ilişkin soruyu yanıtlayan 154 kadından %67’si bunu duyuramadığını ifade ederken, şiddet olayının sendikayla paylaşılmasına ilişkin soruyu yanıtlayan 160 kadından %93’ü bunu sendikayla paylaştığını söylemiştir. Ayrıca ankete katılanlardan %87’si anne olmalarının meslek hayatlarını olumsuz etkilediğini ya da etkileyeceğini düşündüğünü belirtmiştir.

Ülkemizde sadece 2018, Şubat ayında 47 kadın öldürüldü.  2017 yılında öldürülen kadınların %24’ü boşanmak istedikleri için öldürülmüştü.

Kadınlar konusunda toplumsal yargının toplumsal algıyı nasıl etkilediğinin iyi bir örneği de Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneğinin televizyon dizilerine ilişkin araştırması.  Araştırmaya göre iş hayatına ilişkin söz ve eylemleri içeren sahnelerin %82’si erkeklere yönelik, kadınların iş hayatını anlatan sahnelerin ekranlarda yer alma oranı ise %20. Kadınlar dizilerde genelde anne rolleri taşıyor veya uysal, narin ve zayıf karakterler olarak yer alıyor. Her 3 kadın karakterden 2’si zayıf olarak çiziliyor.  Kadınlar %64 oranında uysal olarak çizilirken, erkekler  %62 agresif olarak tanımlanıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele,  toplumsal yaşamda kadın görünürlüğünün artması, kadınlara ilişkin sanı ve yargıların sorgulanması, eşitsizliğe yönelik farkındalık yaratılması, kadınların mevcut durumun değiştirilmesine faal olarak katkıda bulunması, kadın örgütlenmesinin geliştirilmesi ve iş hayatında sendika etkinliklerine ve yönetimlerine daha fazla sayıda kadının katılımının sağlanmasıyla kolaylaşacaktır.

Adil ve eşit bir dünyada yaşamak ve çalışmak özlemiyle tüm kadınlara saygı ve sevgilerimizi iletiriz.