25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ – GİDEREK DERİNLEŞEN YARA

25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ – GİDEREK DERİNLEŞEN YARA

Uzaklaştırma, konut tahsisi, sığınma evleri, korumaya alma gibi uygulanmaya çalışılan önlemlere, 8284 sayılı kanuna, cezalara ve kadına yönelik şiddete karşı mücadele veren onca sivil toplum kuruluşuna rağmen ne yazık ki kadına yönelik şiddet önlenemiyor, yara giderek derinleşiyor.

Sadece Ekim ayında 34 kadının, 2018 yılının 10 ayında da toplam 363 kadının katledildiği (hunharca öldürüldüğü), ülkemizde kadın cinayetlerinin 14 yılda 4 kat arttığı belirtiliyor. Geçen yıl da aynı gün kadına yönelik şiddetin küresel bir salgın gibi, en yaygın insan hakları ihlallerinden biri olarak sürdüğü sesli bir biçimde dile getirilmişti. Geçen yıl da sadece Ekim ayında ülkemizde 35 kadın sadece kadın olmalarına dayanan nedenlerle öldürüldüğünden söz etmiştik. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet, üstelik en kaba haliyle, hız kesmeden sürmektedir.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kadına yönelik şiddeti şu şekilde tanımlıyor; “ ÇOCUK, EŞ, ESKİ EŞ, YAKIN AKRABALAR gibi aile bireyleri arasında gerçekleşen; bireyin, fiziksel, cinsel, ekonomik veya psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal veya özel alanda meydana gelen, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır.”

Şiddet her alanda kadını buluyor, evde – işte – okulda ve diğer kamusal alanlarda.

Toplum, cinayetlere odaklanırken kadına yönelik şiddet toplumsal bilince nüfus etmiş aynı anlayışın devamı olarak evde, işte ve kamusal alanda “görünmeyen” bir biçimde de sürmektedir ve son derece yaygındır.  Hakaret, aşağılama, küçümseme, eve kapatma, evde paranın bir yaptırım ve kontrol aracı olarak kullanılması, cinsel ilişkiye zorlama gibi şiddet biçimleri de kadınlar üzerinde pek çok kısa ve uzun vadeli izler bırakır, onların kamusal alanda yer almalarını engeller.

Bir kadın platformunun açıklamasına göre;

Ülkemizde 2018’in ilk 8 ayında 870 kadın şiddete uğradı, 342 kadın tecavüze uğradı.

Oysa açık edilip kayıtlara yansımayan yüzlerce olay olmaktadır.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde cezaların ve önlemlerin yeterli olmadığı/olmayacağı açıktır.  Çünkü neden tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplumsal yapıya nüfus etmiş “erkek egemen anlayışa” ve gerek kişisel ilişkilerde gerekse toplumsal ve siyasal alanda “iktidar ve söz sahibi” olma hırsına dayanmaktadır.  Kadınların özgür iradeleriyle düşünmeleri ve yaşamlarını arzu ettikleri gibi düzenleme girişimleri onları şiddetin çok çeşitli biçimleriyle karşı karşıya getiriyor.  Şiddete maruz kalan kadınların büyük bir bölümünün kendi yaşamlarına dair karar aldıklarını veya almak istediklerini görüyoruz.  Dolayısıyla kadına yönelik şiddetin merkezinde “ayrımcılık” yatmaktadır.  Dolayısıyla çözüm kadının tümüyle erkekle eşit koşullarda ve anlayışla yaşamda yer almasını sağlamak için mücadele etmektedir.

Önemli bir alan, çalışma hayatı açısından bakacak olursak emekçi kadınların çalışma koşulları bu ayrımcılığı fazlasıyla yansıtmaktadır.

Düşük ücret, güvencesiz çalışma, sigortasız çalıştırma ve işsizlik – hep kadınların payına daha fazlası düşüyor.

Bu şartlar aynı zamanda neo-liberal ekonomi politikaların istedikleriyle örtüşüyor – geçicilik, güvencesizlik, ucuz emek gücü.  Yeri geldiğinde evine, çocuk, yaşlı ve hasta bakımına ve piyasada hayli pahalı olan bu tür ev işlerine dönmeleri isteniyor.  Esnek istihdam biçimi tercih ediliyor.

TÜİK Ağustos 2018 verilerine göre;

  • İşgücüne katılma oranı kadınlarda 34,9 erkeklerde 74,1
  • Kadın işsizlik oranı % 15,1 erkeklerde 9,2; tarım dışı işsizlik oranı ise kadınlarda %19,7 erkeklerde 10,5
  • Ne eğitimde ne de istihdamda olan genç nüfusta kadınların oranı %38,2 erkeklerin oranı %19,4

Kadınlar iş bulma konusunda iki kat daha sıkıntı yaşıyorlar. Kadınların yaklaşık %25’i işe alınmada ayrımcılık yaşıyor.

Kayıt dışı çalışanlarının oranı %34 civarında iken kadınların % 44’ünün kayıt dışı çalıştığı, % 92’sinin sendikasız çalıştığı ve erkeklere oranla yaklaşık %18 daha düşük ücret aldıkları belirtiliyor.

Ekonomik kriz kadınlarının çalışma yaşamını daha fazla etkiliyor ve artan yoksulluk kadınların payına daha fazla şiddet olarak dönüyor.

Bir başka şiddet kaynağı da “işyeri şiddeti” olarak karşımıza çıkıyor.

Özellikle emekçi kadınların maruz kaldığı şiddetin vahametini dikkate alan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), üye sendikaların da desteğiyle, çalışma yaşamında karşılaşılan toplumsal-cinsiyete dayalı her türlü şiddet biçimiyle mücadele amacıyla ILO’dan yeni bir Uluslararası Çalışma Sözleşmesinin yürürlüğe konulmasını talep etmiştir. (Ayrıca, tüm dünyada taşımacılık sektöründe çalışan kadınların şiddete yüksek oranda maruz kaldıklarını dikkate alan Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu (ITF) da taşımacılık sektöründeki sendikaların kadına karşı şiddete son verilmesi yönündeki çalışmalarına güç verecek kuvvetli bir yasal düzenleme yapılmasını için ITUC’a güçlü destek vermiştir.) Bu yıl yapılan Uluslararası Çalışma Konferansında ele alınan Sözleşme metni 2019 yılında yapılacak olan Konferansta kesilecektir.

Toplumda eşitliğin ve insan haklarının tesisinin bir öznesi olarak sendikaların kadına yönelik şiddete dur demeleri acil görevlerinden biri olmalıdır.

 

 

—————

Not:  Avrupa Taşımacılık İşçileri Federasyonunun (ETF) 25 Kasım 2016 tarihinde kadın taşımacılık işçilerine yönelttiği anketin (ETF Survey on Workplace Violence against Women Transport Workers in Europe) sonuçları Avrupa genelinde kadın taşımacılık işçilerinin iş yerlerinde yüksek düzeyde şiddete maruz kaldıklarını ortaya koymuştur.  Maruz kalınan şiddet biçimleri çeşitlidir –  sözlü tehdit, aşağılama, cinsel taciz, hem cinsel hem fiziksel saldırı..  Daha da vahim olanı şiddetin “işin bir parçası” olarak görüldüğü ve nadiren bir defaya mahsus olarak ortaya çıktığıdır.

Yanıtların yaklaşık yarısı demiryolu çalışanlarından gelirken yanıt veren denizçalışanları oranı yaklaşık % 3 idi.

Soruları yanıtlayan 1444 kadın taşımacılık işçisinin;

% 63’ünün yakın zamanda en az bir şiddet uygulamasına maruz kaldıkları,

% 25’inin taşımacılık iş kolunda kadına yönelik şiddetin olağan bir olay olduğunu düşündüğü,

% 26’sının ise tacizin taşımacılık “işinin bir parçası” olduğunu düşündüğü

görülmüştür.